“Keşke” Kelimesinin Geçtiği Bir Bütünde Özne Olmak

tiyatro
Paylaş
 

1 Mayıs 1977’de yaşanan katliamdan sonra artık çoğu grubun ve örgütün kendini dile getirme alanı olarak görülen Taksim Meydan’ında bu sene de binbir çeşit örgüt vardı. Elbette sosyal ve tarihsel vicdan sahibi olarak biz de oradaydık. Yorgunluğumuzu bol bol simit yiyip, çay içerek çıkardık. Yüzbinlerce pankart, renk, ses, yumruk vardı. En güzeli de çocuklarıyla gelenler vardı. Ufak yumruklar: Geleceğin eleştirecek nesilleri. Sanat erbabı da 1 Mayıs’ta Kızıl Meydan’daydı. Kortejlerini görünce, hem de bayağı kalabalık olarak görünce açıkcası şaşırmadım. Oradakilerin yüzde yetmişini başka yerde göremezsiniz. Bir anda ortadan kayboluverirler. O günlük Nazi Dönemi’nde bir rahibin, Martin Niemöller’in sözünü hatırlatırcasına oradaydılar.

tiyatro

“Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.”

Keşke sıra size gelmeden sesinizi çıkarsaydınız entelektüel Starbucks’çılar, şarap yudumlayanlar, ekranların ve tiyatro sahnelerinin ışıklarında süzülenler, yurdum sorunlarına çok uzak yaşanlar. Keşke siz de, hepiniz değil ama çoğunuz; keşke siz de bir ses verseydiniz. Keşke “keşke” kelimesinin geçtiği bir bütünde özne olmasaydınız. Geç kalmasaydınız.

Sanat üzerine anlayışlarını estetik üzerine değil de ahlak üzerine kuran bir iktidar ile karşı karşıyayız hayırlı olsun. Farketme eylemine yeni yeni başlamış ve artık birşeyler yapmanın zamanı geldi diyenlerimiz, yeni farkındalık düzeyiniz size de hayırlı olsun.

Sanatla insanın bütünleşmesi kültürel bir evrim yani bir altyapı, bir eğitim süreci gerektirdiği için bir toplumda sanat, kişisel gelişimle ve dolayısı ile akabinde toplumsal gelişimle kabul görmektedir. Başbakan Erdoğan’ın konu hakkında yapmış olduğu açıklama bu yüzdendir ki halk arasında genel bir kabul görüyor ve görecektir. Muhafazakar teyzelerimin evden çıkmadığı ama çok büyük bir oy potansiyelini oluşturduğu bir toplumda sanata ahlakçı bir bakış açısı ile bakmak duyguları okşar, maneviyatı hoşnut eder. Elbette Sayın Erdoğan bunu çok iyi bildiği için şu şekilde bir cümle kuruyor: “Soruyorum yahu, siz kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Geçti o günler. Artık despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti küçümseme, bu milleti azarlama dönemi geride kalmıştır.” Evet sanatın belirli ekonomik bir sınıfın tekelinde olduğu doğrudur. Medya sektörü bile jetonla çalışır gibi isimle çalışıyor. Dostlar siz nasıl ki sadece etrafınızdaki insanlara böyle bir statü sağlıyorsanız ve adına referans koymuş iseniz, aslında hükümette sizden farklı bir iş yapmıyor. Ancak buradaki “despot aydın” ile ne demek istiyor? Apaçık bir düşmanlaştırma, ötekileştirme söz konusu. Konuyla ilgili Radikal Gazetesi yazarı Akif Beki’nin bir yazısını okudum. Yazı hakkında pek bir şey söylemeden şunu söylemek istiyorum: Yahu bu adama kim neden bir köşe yazarlığı görevi atfediyor anlamış değilim.

Yeni dönemde Şehir Tiyatroları’nda artık bol bol kılıç kalkan, İstanbul fetihleri, çok sayıda Ermeni öldürmeleri izleyeceğiz. Yeni neslimiz bu şekilde korunacak ve dindar gençlik seviyesine ulaşarak nurlanacak. Yahu nerede şu uzaylılar? Gelseler de yeni bir çağa geçsek. Şaka bir yana yurdum alışıktır ve pek de çok sever tepeden inmeleri, indirmeleri. Zamanında Atatürk’ün insanlara şapkayı zorla taktırması ne kadar yanlış ise, estetik olarak ne kadar güzel olsa da dönemin insanlarına klasik müzik konserlerine gitmelerinin söylenmesi de yanlıştır. Zira yanlış, her zaman yanlıştır. Gücünü halktan alanın, bununla tekrar halka müdahalesini içeren sisteme Cumhuriyet denir gibi bir durum.

Sonuç ortada ve en büyük kanıtı da Yeşilçam filmleri: Partilerde ispanyol paça pantolon ve mini etekler ile dans eden ‘sevişen’ çılgın Batı özentisi gençlik ve başında başörtü ile malikanenin hizmetçisi. Eskiden Kemalizm’den çekiyorduk şimdi ise muhafazakar islam odaklarından. Bir türlü özgür bir toplum olamadık. Okuyucu olarak iki akım içinde katı düşünceleri olanlarımız da öznedir bu yazı topluluğunda. Sizlere de G. Massey’in bir sözünü hatırlatmak isterim:

“Gerçeği otorite olarak kabul etmek yerine otoriteyi gerçek kabul edenler için bu çok zor olmalı.”
1000-2000 kelimelik bir köşe yazısında anlatılamayacak kadar dolu ve bir o kadar da sosyolojik altyapısının irdelenmesi gereken bir konu bu. Elbette bunu yaparken resmi tarih kaynaklarından değil de alternatif tarih kaynaklarından yararlanmak lazım. Zira olmayan yere bakmak, olanı göstermiyor.

Başa gelenlere değinirsek, hiç kimse toplumun tarihsel süreçte kendi yolunu bulabileceğini düşünemedi. Ne yazık! Bu topluma, bize nasıl bir hakarettir ve neden bununla hep karşı karşıya kaldık, kalıyoruz, kalmak zorundayız?

Kültürel biçimlendirme ile başlayan süreç, sanatsal biçimlendirme ile noktalanırken dikkat etmemiz gereken, bu zaman diliminin son aşamayı temsil etmesidir. Peki neden son aşama? Cevabı biraz ürkütücü.

Bu yazı post_views_covmx kere okundu.
  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

REKLAM
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Facebookta bizi bulun
Son Yazılar

Levent Kırca Biyografisi

28 Eylük 1948 yılında Samsun’da dünyaya gelen usta oyuncunun tam adı

0 1438 12 Ekim 2015
brazzers porno elektrik faturası ödeme